
"But it was vital to my survival to have a One Bedroom of my own. I saw the apartment almost as a sanatorium, a hospice clinic for my own recovery." Elizabeth Gilbert
Kendimi bildim bileli sadece bana ait bir yaşam alanının hayalini kurmuşumdur hep.. Ruh halime göre istediğimde sevdiğim insanlarla eğlenebileceğim veya kapısını herkese kapatıp hiçbir şey yapmadan iki üç mum yakıp, konuşma zorunluluğu olmadan kendimi dinleyebileceğim küçük bir ev..
Bilen bilir, sürekli tanıdıklarımla bir arada olmak uzun süre boyunca ve yalnızca uyuduğum zamanlar kendimle baş başa kalabilmek hiç de bana göre bir şey değildi.. Odanın penceresinden azıcık ışık sızsa içeriye veya aynı odada soluk alan başka biri varsa gece boyunca uyuyamayacak kadar huysuzdum ben.. Üniversite böylesine huysuz biri için başlangıçta kabustan farksızdı.. Önce iki yatağın ve iki de masanın sığabileceği büyüklükte bir odada başkasıyla yaşayacağımı idrak etmeye çalıştım uzunca bir süre.. İlk birkaç ay korkunçtu, tek başıma kalabileceğim bir odam olmaması, bana ait bir alanın eksikliği katlanılmaz geliyordu.. Ama şanslıydım sanırım.. Tam bir sene sonra yeni yeni anlamaya başladığım oda arkadaşım da bu konuda hemen hemen aynıydı benimle.. Karşısındakini günün sonunda odaya girdiğinde ardı ardına anlattığı gündelik olaylarla şişirmeyen ve her zaman onu dinleyen insanın ruh halini de tartarak bir şeyler paylaşan biriydi o.. İkimizin de en çok sevdiği şey çıt çıkmayan, hafif loş bir odada elimizdeki psikolojik gerilim ve polisiye romanlarına gömülmekti sanırım.. Kaçıp saklanamadığım tek insandı o.. En yabani, en huzursuz ve en sinirli anlarımda kapandığım odada, sırf orada yaşadığı için benimle birlikte olan tek kişi.. Hiçbir şey için ısrar etmezdi, ona sıkılmadan çekinmeden "hayır" diyebilirdi insan.. O da oldukça cömertti hayır demek konusunda.. Sıkıntıya, zoraki şeylere gelemezdi hiç, net sınırlar çizerdi hep.. Hayrandım onun bu özelliğine.. Ben onun gibi olamadım hiç.. Aslında "hayır" olması gereken evetlerin tümü birikti durdu sanki.. Bu birikme periyodik patlamalarla sonuçlandı hep.. "Püskürtme" olarak tanımlamam daha doğru olur sanırım..
Kocaman, bol odalı bir ev gibiydi yurt.. Çok arkadaş edindim kısa sürede.. Evin salonu niyetine kullanılan bir odada toplanılır her gün.. Çat kapı girilir çıkılır odalara.. Bu konuda hep karışık olmuştur hissettiklerim.. Bir yandan çok güzel, geniş bir aileye sahip olmak gibi.. Hiç tek olmamak.. Özellikle tatil dönüşleri fark ederdim bunun ne kadar az bulunur bir şey olduğunu.. Şanslı hissederdim.. Ama şu kendi özel yaşam alanına bağımlı olan ben, hep bu yönümün "dürtüleriyle" tuhaf ve insanlar tarafından haklı olarak kabullenilemeyen "itme" dönemleri geçirdim.. Sert geçen bu dönemleri "gönül alma" süreci takip etti hep.. Bazıları kolay olurdu, beni gerçekten olduğum gibi kabullenmiş, sevmiş olan ve kırgınlıklarını ifade bile etmeden bir gün bir fincan kahve ve sigara eşliğinde bağları tekrar kurabilen arkadaşlarım vardı.. Tek ihtiyacımız olan birer sigaraydı mutfakta içilen.. Bazıları ise çok zor oldu.. Yıllarca içimde taşıdım, düşündüm.. Beklenmedik buluşmalar yaşandı bazen.. Yıllar sonra kaldığımız yerden devam ettiğimizi fark edip şaşırdık beşinci saate girerken oturduğumuz barda.. Altı sene içinde insanlarla sürekli yan yana, iç içe yaşar hale geldim.. Yakınımda olan kişilerin hiç gitmemesini ister hale geldim.. Kendime ait zaman ihtiyacım haftada belki iki-üç saatle sınırlı hale geldi kendiliğinden.. İnsanlara bakıp "Kardeş gibisiniz siz!" dedirten bir arkadaşım oldu.. Şimdi düşünüyorum da bir arada o kadar vakit geçiren iki kardeş hayatımda görmedim ben..
Peki şu "püskürtme" hallerim tamamen yok mu oldu? Hayır. Değiştim seneler boyunca, hem de çok değiştim..
Aylar önce şu hep hayalini kurduğum kendime ait tek kişilik yaşam alanına kavuştum nihayet.. Aslında planladığım bu değildi.. Hayalimdeki manzara değişmeye başlamışken ağır ağır birden eski hayalimin içinde buldum kendimi.. Sadece bana ait, istediğim kadar bol zaman ve alan..
Kapısını istediğimde açıp, istediğimde kapatmayı hayal ettiğim bu evin kapısını hiç açmadığımı fark ettim.. Eksikliğini her gün hissettiğim şeyler birkaç ay sonra uyuşmama ve ardından da geçmişe doğru kaymama yol açtı sanki.. Hiç o kadar değişmemiş ve kendimi ve hayatımı insanlara hiç o kadar açmamışım gibi..
Resim: Ponte dei Sospiri-Bridge of Sighs-Son Nefes Köprüsü (kendime ait küçük alanımın en sevdiğim afişlerinden)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder