Fırının kapısını
aralıyorum.. Plazadan önce son durak! Günün ilk tebessümü için hazırlıyorum
kendimi.. Yumuşak bir geçiş.. Kasadaki kız gülümsüyor ve 29472389548546. sabahımda
daha ben ağzımı açmadan eli kasanın sağındaki sandviç tepsisine gidiyor.. Tavuk
jambonlu, kaşarlı sandviç.. 3.75.. Sol cebimdeki müzik çalarımın çizilmemesi
için her sabah evden çıkmadan sağ cebime doldurduğum bozuklukları çıkarıyorum..
3.75. “İyi günler!” Plazadan önceki son çıkış!
08:34.. Giysi
dolabının önünde her zamankinden birkaç dakika uzun kalmış olmalıyım.. İlk
büyük test: asansör. Sırada her zamanki gibi en az 10 kişi var.. Arkamdaki 8
kişiyle birlikte biniyorum ikinci asansöre.. “Kutuda” 9 kişiyiz bu sabah..
“İğne atsan yere düşmez” denebilecek bu ortamda insanlar aralarındaki mesafe en
fazla 10 santimetre olan ağızlarıyla “Günaydın!” diyorlar sessizce. Ne
kulaklıklarımı çıkartıyorum kulaklığımdan, ne de sesi kısıyorum.. Müziğin ritmi
asansörü dolduruyor olmalı.. Kendi sesimi hiç duymayarak en “kurumsal”
gülümsememle ağzımı açıp karşılık veriyorum.. Aylar içinde edindiğim bir beceri
bu, sesimi duymasam da doğru tonda ve ses düzeyinde söylediğimi biliyorum o sözcüğü:
“Günaydın!” Mükemmel.. Aynı beceriyle asansörden dışarıya adımımı atarken “İyi
çalışmalar!” diliyorum geride kalanlara.. Kapı kartı.. Çantamın ön gözünde..
Vakit kaybetmeden bulup kapının sağındaki kutucuğa tutuyorum.. “Bip! Trak!”
Kurumsal dilde bu duyabileceğin en net karşılama.. İki adım atıyorum, kapı
arkamdan sabah için “büyük” sayılabilecek bir gürültüyle kapanıyor..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder