
karanlık, ışık, karanlık, umut, karanlık, heves, karanlık, koşmak...
her şeyi düzeltebilecek gücü kendinde bulmak, sonsuz bir enerji tarafından ele geçirilmek ve ardından "ben de buradayım, hiçbir yere gitmiyorum" diyen, kendi ölümünün bile hayalini kurabilen bir yaşam formunun sana el sallaması.. "gelsene bu tarafa, kandırmasana kendini, geçecek biliyorsun değil mi bu hissettiğin heves ve mutluluk.. ama yoo, hayır, kal biraz daha aydınlıkta hadi, izin veriyorum oyalan biraz daha, döneceksin ne de olsa buraya.."
kalabalığın şaklabanı, komedyenisin.. herkesin gözü üzerinde, espirilerin onları eğlendiriyor sana bakıp "ne kadar hareketli, ne kadar da canlı, hayranlık verici.." diyorlar, günün sonunda, kalabalığa son bir kez gülümseyip, son bir kez onlara istediklerini verip ayrılıyorsun.. odandasın.. keşke canlı olsa aslında.. beni en iyi o tanırdı.. çıkartıp atıyorsun o yüzü, üstünde daha fazla durmasına dayanamadığın terli t-shirt'ün gibi..
aynaya bakmak gelmiyor içinden.. biliyorsun, az kaldı karanlığın gelip seni bu gece de "yolculuğa" çıkarmasına..
ağır ağır oturuyorsun köşene.. karşı çıkmak gelmiyor içinden.. bir yanın hep karanlıktaydı zaten, sevmiyor musun sanki kötü hissetmeyi.. bırakıyorsun kendini, hadi gel bakalım, korkut beni, üz biraz da.. yetmedi mi? her şeye olan inancını yok edelim o zaman senin, biraz daha yıkalım, şimdi nasıl, acın arttı mı? güzel..
saatler sonra doğruluyorsun, çıkıyorsun su üstüne, açıyorsun perdelerini.. sızın var, biraz da acıyor mu ne? sorun değil, daha güçlüyüm şimdi.. tak hadi o zaman yüzünü.. senden bir şeyler bekleyenler var dışarıda.. hazırsın, git onlara, acını sevince çevir, beslen ve besle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder